Kayıtlar

KAPANIŞI BEKLEYİŞ

   Efil efil esen bir rüzgâra tutunup uçmak istiyorum, dedi, kahvesini yudumlayıp pencerede tütsülenmiş gibi dalganan perdeye bakarak. Bir iç çekiş mi yoksa bir buruk niyaz mı bu tutunduğu muğlak düşünce, bilemedi.  Ben ki; her istediğini değil, zarurî olanı bile yapmam bazen. Misal berrak bir su getirip koysalar avucumun içine, dedi, susuz da olsam içemem onu izlemekten.     Peki ya öyleyse gizlerimin görünülürlüğü ne zaman gün yüzüne çıkacaktı? Kendimden emin olduğum kadar hislerimden emin olamıyordum.  Duygularımın dilini çözen bağı kim yeniden ilikleyecekti boynuma?      Daldığı yerden kaldıramadı gözlerini bir süre. Ben,kendimi, en çok beni anlayana teslim edemem, diye geçirdi içinden. Tamamlanmadan da yarım kalmayabilirdi insan nihayetinde...    Ben böyle iyiyim, büsbütün değilsem de, yarım kalmış da değilim,dedi, kapattı perdeyi.

HÜRMET

    İnsan, insanın yazgısıdır, evlat. Kaderine boyun eğenler çoğunlukla kederlerini de kabullenmiş olanlardır.     Biz biliriz ki; yaratılan her canlının hesabına bu dünyada bir imtihan düşer. Düşer ki mükâfatı taçlansın. Yalnız, insan; kendinden olduğu kadar diğer canlılardan da hesaba çekileceğini unutmamalıdır. Çünkü onlara gösterdiği merhametin de onlardan esirgediği iyiliğin de çetelesi tutulur.             Yaşadığı müddetçe adil ve hakkaniyetli bir düzen arayışında olmak, aynı zamanda tüm canlılara aynı hassasiyetle yaklaşmak gerekliliğini doğurur. Öyleyse bize düşen fıtratımızla müsemma bir insan olmaya çalışmaktır. 

YANKISI KAYBOL[MA]MIŞ BİR TINI

   Sesime denk bir sada arıyorum bir zamandır. Karşılık verip susan da görüyorum, karşılık vermeyip nida eden de. Ne kadar çabalasam da eşzamanlı bir melodi yakalayamıyorum kimseyle.     İnsan, insanı hep arayan mıdır, bilmem lakin, tüm bu seslerin içinde; ben ne kendi sesimi ne de sesimin izdüşümünü bir türlü bulamıyorum.     Hayatın ortasında birleşen ve ayrışan onca şeye karşın benim bütünleyenim sığınağından çıkmıyor. Yanlış yerde mi arıyorum bu muhtemel yansıyı yoksa hiç mi bakınmamalıyım ikilemiyle boğuşuyorum. Kim bilir, belki de; kainatın mutlak dengesinde, kendi uğursuz ışıltısını  yansıtan yıldızlardan korunuyorum bu bulamayışlarımla.  Düşünüp taşınıyorum fakat makul bir sonuca ulaşamıyorum. Öyleyse, dinleyin beni, siz bana bakmayın! Sesime ses vermeyin ne olur! Kayboluşuma sebep olmayın!..

GİDİL[E]MEYEN

                            Kendini zamanın aksına kurban etmişlerdendi. Aksiyonlara değil dinginliklere ihtiyacı vardı. Akışın dışına çıkmayı hiçbir zaman sevmedi. Rutinlerden şikayeti şükrüne haksızlık olarak görürdü. Varoluşsal sorgulamalar yapmadı hiç; inancından, inandığından şüpheye düşmedi. Çağlar ötesindeki sosyal düzenin değişim ve adaptasyonuna inandı. Yakın nesiller arasında bile kuşak farklılıkların uç noktalara çıktığı zamanlarda, insan ve toplumun birbirlerine göre revize edilmesi gerekliliğini önemsedi. Birbirinden alakasız olguların kıyas edilmesinden ise hep rahatsızlık duydu.             Düşünce; insanı, hem ileri hem geriye götüren tek gerçeklikti ona göre. Bu yüzden ruhen, bedenen, fikren ve zikren yapılan yolculuklarda buldu kendini. Çıktığı her sefer hem gidişli hem dönüşlü değildi. Bazen varamayışlar son durak oluyordu.           ...

İÇİMDEKİ KASVET

   Herşeyi alt üst edecek bir dengenin kurbanıyım bugünlerde. Adım attığım her yol bir toza dönüşüyor. Milim milim de ilerlesem koşar adım da, aynı güzergahta ayağıma bir taş takılıyor. Kimden yahut nereden geldiğini bilemediğim bu engellerle artık cebelleşemiyorum. Zira azmim cesaretim kadar kuvvetli değil.    Sonra birden; köpükleşen bir dalganın nahoş görüntüsü geliyor gözümün önüne. Sahrada su arar gibi değil denizde susamış gibi çaresiz hissediyorum.     Nasıl ki insan insanın boşluğunu dolduramazsa ben de yokluğunun kıvrımlarında büzüşüp kalıyorum. Kaldığım yer gideceğim yere rota oluşturamıyor. İzlencesi mümkün olmayan bir yolculuğun sessiz kurbanı oluyorum.

GECENİN GÜNDÜZE MERAMI

   İnsanın geceye ve geleceğe sakladığı şeyler birbirinden farklıdır. Gece uyutur, gelecek avutur. Şimdinin sureti ise belli belirsiz bir bulut olur gökyüzümüzde.    Sabaha çıkabilen için aydınlık her zaman vardır. Aydınlığı içinde büyüten için geceye kavuşmak korku vesilesi olmaz.    Hem geceyi hem gündüzü elinde taşımaya çalışan ise en bahtsız olanımızdır. Herşeye hakim gibi görünüp acziyetini belinde taşımaktadır çünkü.     Sırtımızı doğrultan ne karanlığın sonsuz kudreti ne gündüzün muhteşem nizamıdır. İçimizde var ettiğimiz sonsuz son bilincidir. Varoluşunu anlamsız simgelere eşleyen yolun sonuna varmadan tökezler. Oysa kâinatın eşsiz dengesi ve dinginliği ona sonlu bir hayat vadetmektedir.    Bize düşen kuşların ve bulutların sesine kulak vermektir.

SAKINDIĞIM HUZURSUZLUĞUM

 Soğuk baharların iklimini taşıyorum üzerimde. Isıtacağını sandığım güneş bana rüzgâr oluyor birden. İnsan yazgısının kurbanıdır ya hani; ben de içine sığınmadığım odalarda kapalı kalıyorum. Hapsolmuş yahut hapsedilmiş değilsem bile, kıpırtısızım.    Hayatımın ortasındaki kasvet hep mi vardı yoksa onu ben mi var ediyorum bilmiyorum. Düzeltmeye çalıştığımda sanki hep aynı noktada boğulduğumu görüyorum. İleriye bir adım atmak cesaretinin kabzasını elimde tutsam da kırık bir korku tutuyor yakamı.     Kozalağım çatlamış da içinden kelebek olup çıkamamışım hissi baskınlaşıyor her seferinde. Noktaları birleştirip bir doğruya varmıyorum.    Ben sadece varış yerimi kolaylaştıracak bir ışık arıyorum...