Kayıtlar

İÇİMDEKİ KASVET

   Herşeyi alt üst edecek bir dengenin kurbanıyım bugünlerde. Adım attığım her yol bir toza dönüşüyor. Milim milim de ilerlesem koşar adım da, aynı güzergahta ayağıma bir taş takılıyor. Kimden yahut nereden geldiğini bilemediğim bu engellerle artık cebelleşemiyorum. Zira azmim cesaretim kadar kuvvetli değil.    Sonra birden; köpükleşen bir dalganın nahoş görüntüsü geliyor gözümün önüne. Sahrada su arar gibi değil denizde susamış gibi çaresiz hissediyorum.     Nasıl ki insan insanın boşluğunu dolduramazsa ben de yokluğunun kıvrımlarında büzüşüp kalıyorum. Kaldığım yer gideceğim yere rota oluşturamıyor. İzlencesi mümkün olmayan bir yolculuğun sessiz kurbanı oluyorum.

GECENİN GÜNDÜZE MERAMI

   İnsanın geceye ve geleceğe sakladığı şeyler birbirinden farklıdır. Gece uyutur, gelecek avutur. Şimdinin sureti ise belli belirsiz bir bulut olur gökyüzümüzde.    Sabaha çıkabilen için aydınlık her zaman vardır. Aydınlığı içinde büyüten için geceye kavuşmak korku vesilesi olmaz.    Hem geceyi hem gündüzü elinde taşımaya çalışan ise en bahtsız olanımızdır. Herşeye hakim gibi görünüp acziyetini belinde taşımaktadır çünkü.     Sırtımızı doğrultan ne karanlığın sonsuz kudreti ne gündüzün muhteşem nizamıdır. İçimizde var ettiğimiz sonsuz son bilincidir. Varoluşunu anlamsız simgelere eşleyen yolun sonuna varmadan tökezler. Oysa kâinatın eşsiz dengesi ve dinginliği ona sonlu bir hayat vadetmektedir.    Bize düşen kuşların ve bulutların sesine kulak vermektir.

SAKINDIĞIM HUZURSUZLUĞUM

 Soğuk baharların iklimini taşıyorum üzerimde. Isıtacağını sandığım güneş bana rüzgâr oluyor birden. İnsan yazgısının kurbanıdır ya hani; ben de içine sığınmadığım odalarda kapalı kalıyorum. Hapsolmuş yahut hapsedilmiş değilsem bile, kıpırtısızım.    Hayatımın ortasındaki kasvet hep mi vardı yoksa onu ben mi var ediyorum bilmiyorum. Düzeltmeye çalıştığımda sanki hep aynı noktada boğulduğumu görüyorum. İleriye bir adım atmak cesaretinin kabzasını elimde tutsam da kırık bir korku tutuyor yakamı.     Kozalağım çatlamış da içinden kelebek olup çıkamamışım hissi baskınlaşıyor her seferinde. Noktaları birleştirip bir doğruya varmıyorum.    Ben sadece varış yerimi kolaylaştıracak bir ışık arıyorum...

'Bazen Öyledir; Karanlığa Yakındır İnsan'

Günün ağartısının günün karanlığına yaklaştığı yerdeyim nicedir. Derinliklerin dibine dibine yürüyor gibiyim hatta. Bataklığa mı yaklaşıyorum yoksa sığ sulara mı bilmiyorum. Bilmiyor ve yürüyorum.     Sanki tüm yürüyüşlerin ardında bir giz biriktiriyorum.     Sonra diyorum ki kendi kendime: İnsan bazen bilmekle bilmemek arasında bir hizada sıkışıp kalıyor.  Bunaldığım yerlerde bana bir el uzatan olsun da istemiyorum esasında. Yürüdüğüm yolun beni ulaştıracağı zemini, ilk kendim görmek istiyorum. Zaman zaman duvarlar geçişimi zorlaştırıyor yolculuğum esnasında. Oysa ben "yolda bir duvar göremiyorum" diyenlerin arasından bata çıka ilerliyorum. Duvarlar bazen ayna bazen engebe oluyor karşımda. Fakat yürüyorum, yürümek zorundayım.     Koşmaya hiç yeltenmiyorum yürüyüşüm hızlansın diye çünkü tanıyorum kendimi. Çabuk tıkanacağım yol beni gideceğim yere ulaştırmaz.       Yolculuğum boyunca yapayalnız olmuyorum. Olmuyorum ama içsel yol...

KAVŞAKTA BIRAKTIĞIMIZ GELECEK

    Uykusuz gecelerimin sabahında, gözümü açtığımda gördüğüm her suret sana dönüşüyor, dedi kadın.     Çünkü; ben senin gördüğün değil göründüğün çehrenim, dedi adam.    Muhtemeldir ki her ikisi de yanılıyordu. Hep bir yolculuk sonrasına dönüşen hikâyeleri kristalize olmuyordu. Fısıltıları duyulmuyordu duvarsız boşluklarda.       Hayatın anlamını çoğu zaman bulduğum yerde kaybediyorum, dedi kadın.      Sen benim kaybettiklerim arasındaki en nadide şeysin, dedi adam.       Varış, buluş ve kaybedişin birbirine yol verdiği noktada ayrıldılar birbirlerinden. Bundan sonrasına şahitlik edende olmadı.

BİR UĞULTU GELİR KURUMUŞ AĞAÇ YAPRAKLARINDAN

                       Ruhunun güzelliği suretine yansıyan insanlar vardır. Bir de öfkesi ve kini tüm güzel meziyetlerini örten çirkin suretler. Hangi tarafta olacağını insanın kalbi seçimi belirler. Ferasetli bir algı gerekir nefretine köle olmamak için. Bunu başaramayanlar kendilerine seçtikleri kurbanı herkese kurban etmeye çalışırlar.          Sahi insan kendisini görmeyen bir çift göze mi yoksa o gözlerin çevrildiği diğerine mi düşmandır?        Geçmişine, kendisine, ailesine, etrafındaki herkese bilfiil düşmanlık güden bu abide şahsiyetlerin son durağı çıldırtıcı bir yalnızlıkta payelenir.        Duru bakmak için temiz düşünmek ve tarafsızlık gerekir. Eğriyi doğruyu ayırt edemeyecek kadar basiretsiz olan, herkesin dostluğundan ve ilgisinden mahrum şekilde bu hayata veda eder. Başkasıyla sebepsiz düşmanlık eden, kendi çamurunda debelenip arınması imkansı...

BİTİŞ'meyen ÇİZGİ

                Gitmekle kalmak arasında kaç boğumlu bir ikilem vardır kim bilir- Kim bilebilir ?          Gideni de kalanı da haklı haksız yargısıyla yaftalamıyorsun. Zaten bu hadsizlik olmaz mı, diyorsun. Evveline aşina olmadığın kimse sorgulamamalı çok iyi biliyorsun.          Sorgunun mu sorunun mu manası daha derinlerde idrak ediyorsun. Yine de bilmediğin şeylerin ardındaki perdeyi aralayamıyorsun.  Atacağın adıma takatin var da, yüreğin yok. Duraksıyorsun. Bir adım ileri bir adım geri gitmektense kalakalmayı yeğliyorsun. Kendine manasız teselliler buluyorsun. Çaresizliğinse çaren oluveriyor birden.         Bir mim koyup devam etmekte mümkün ,diyorsun zaman zaman içinden. Ama ayraçları kaybetmişsin. Yol gösterici bulamıyorsun. Sezgilerin niteliksiz. Durmak yol almaktan evla oluyor sıkıştığın mengenede. Bu kadar düşünüş kalbe ziyan, kalbindekine eziyet diyor, ...