Kayıtlar

GriBirBoşluğunMağlubu

Gri bulutlar dağılmamış henüz. Her yerde görüyorum izlencesiz gölgeni. Koştuğum, kaçtığım, durduğum ve durakladığım her yerdesin.    Kendi gölgemi bile yakmışken neden gölge[n]den düşemiyorum? Neden o kımıltısız gölgenin hapsinden kurtulamıyorum?    Nasıl bir bağ ki iplerini görmediğim o düğümleri çözemiyorum? Çatlasın tuz buz olsun istiyorum elimdeki son bardak. Tutsam da tutmasam da, son yudumu bana zehir etmek için verilmiş gibi bekliyorum. İçmekten korkmuyorum lakin bırakmaktan korkuyorum.      İnsan neden uçurumun kenarına gelince son kez bakar arkasına, durup düşünüyorum. Bana verilen kadehdeki zehri tek seferde yudumluyorum sonra. Ölümüm başkasının elinden sanılmasın sakın ben kendi kendimi boğuyorum.

Toplumsal Çöküntüleri/mize Dair

Herkesin bir miracı var mıdır, diye düşündüm kendi kendime. Yerin, göğün ve insanın bir mirası var mıdır? Kainata miras bırakacağı bir miracı?.. İyiliğin ve kötülüğün zirvesi yoktur biliriz fakat yaratılmışın, somut olanın bir miracı var mıdır? Manevi yükselişin zirvesi var mıdır? Ahlaki çöküşün dibi sonsuz madem, ilahi yükselişin sınırı var mıdır? Aklımızı kurcalarken tüm bu sorular, içinden çıkamadığımız sorgulamalar zihnimizi parçalar.

BİTİŞSİZ YOLCULUK

İnsanı yolun tükettiği yolculuklar birikmiş ömür harmanımda. Sağıma soluma bakınca kimseyi göremediğim ıssız caddelerde yürümüşüm. Geriye dönüp bakmaya cesaretim yolsa da bağlı olduğum ipleri koparmadan seyreltmişim. Bir koşmuş bir durmuşum.     Sanki gri bit bulutun gölgesi kovalamış ruhumu.    Kimseye çarpmadan ve kimseye yakalanmadan o biçimsiz mahzenime gömülmüşüm.  Kader kederle örülmüşse seçimlerin döngünü değiştirmez, demiş, bir ses, arkamdan. 'Ben zaten bir çatlaktan tutunuyorum hayata' diye karşılık vermişim, yankısını kaçırmadan o belirsiz kimliğe. Ses sese, yanıt soruya eşlik etmiş. Sonrası bir bulutun ardında kalmış, toza dumana karışmış kimse de neticeyi bilememiş.  

İÇİMDEKİ MEVSİM

    İklimler içimi ısıtmıyor artık, ve inan soğutmuyor da. Suretlerime düşman oluryorken gökyüzüne dost buluyorum kendimi.     Boş bardaklarımı hep kendim dolduruyorum. Yardım için el uzatan herkesi usulca azlediyorum yanı başımdan. Aslında ben en çok boşluğu değil fazlalığı hazmedemiyorum.     Baktığım pencereler geniş ve aydınlıkken atlamam gereken sert yükseltiler bana gözdağı veriyor. Böylelikle hata yapma lüksümü en başta eliyorum.      "Tüm iklimlerim sende konaklar." diye haykırmak isterken, "Ruhun acı çektiği yerde konaklar, insan." diyiveriyorum. Ama biliyorum sesimin aksi de yankısı da sensin. Ruhum ruhuna tüm mevsimlerde aşina. Ve ben emin olmanın verdiği huzurun koynunda konaklıyorum.     İklimlerden çok bahsediyordum ya hani, yine de 'ben' en çok sonbahara yakışıyorum.

BoşluğumYokluk'BoşluğunSoğuk

   Bir gecenin yaprak kırıntısına tutundum yine. Ruhumun acı çektiği yerde konakladım. Misafiri olduğum yerlerde yerleşmeye zorlandım. İzlediği ve gizlediği her şeyin ardındadır tüm hikayeler. Ben acımın yeryüzünde demlendiği yerleri işgale koyuldum.     Evler ve yollar insana çok şey öğretir lisanımda. Bu yüzden suretimi her gece başka bir limanda buldum. Tutunulabilecek tüm dalları gökyüzüne bağladım. Kanatları olmayan bir kuşun varışına yol buldum.       Tüm zamanların ortasında filizlendi soluk ruhum. Ve ben yine -dönüp dolaşıp- gecenin kalbinde ritmimi buldum.

KIYIDAKİ GÖLGE

Bütün ihtimalleri tüketmek kendi ikliminde. Sözleri tüketmek, karşılıksız bakışlarda. Geleceği tüketmek, kesişimsiz yollarda. Birleştiren iplerin düğümünü atamamak. Bir adım yaklaşıp on adım uzaklaşmak korkarak.  Her gecenin sabahını değil, her günün akşamını beklemek. Ömrü ömre ekleyememek.  İnsanın özüne katışıksız eklendiği hamurlarda yoğrulmamak. Beklentisiz sevgilerle harmanlanmak. Noktayı hiç koyamamak, virgülle bağlayamamak. Tüm mümkünsüzlüklerin kıyısından göğe bakmak.

EKLENTİ

 Düşünüyorum ve üzerinden ne kadar zaman geçti hatırlayamıyorum. Oysa herkes bilir ki; insan unutamayacağı bir çerçevenin içinde katmerlenmiş bir karedir. Ve buna rağmen bile ferasetim yokluğu-nu idrak etmeye yetmez. Göğsümde çınlar belli belirsiz bir saat. Akrep yelkovanı asla yakalayamaz.      Diri tuttuğumu zannettiğim şeyleri kırık kanatlarımdan aşağı düşürmektir sanki marifetim. Öyleyse ve vaktiyle gördüklerim bir sanrı değilse 'ben hangi elin avucunun içinde uyumuşum?' sorusu zihnimi zonklatır? Neden fırtınasız gökyüzünde savrulup duran kuşlardan bir farkım olmadı, diye sorarım be defa. Ne bir dala yuvalabildim ne de kendi bucaksız yurdumda yer edinebilir diye kendime hayıflanırım.       Durup bir es alırım ve oldum olası kendi sorularımın cevabını kendim verişimin yankısını sorgularım. Kendi gecemi aydınlatamazken kör bir ışıkla; 'İnsan, gecede kendini bulandır.' der bir ses. Bunu duyar, sarsılırım.         Duyduğum ve d...