Kayıtlar

ZamanÇizgisininNeresindesin?

    Ben, hep,  gecenin insanı tamamladığını düşünürüm. Çünkü gündüz daima karanlıkla bütünlenir.  Birbirlerine bağlanmasalar boynu bükük kalacak iki kardeş gibidirler.       Herkesin ve her şeyin bir eşleniği var mıdır, bilinmez lakin; herhangi iki şeyi birbirine iliştiren her ne ise aradaki bağı ve uyumu inşa eden temel taş o'dur, bilirim.       Bütün bu karmaşık döngü içerisinde; binbir vesileyle yaşamın da ölüme daima omuz atıp insanı sonsuz sona yaklaştırdığını biliriz.       Yazgısını kendine kurban eden binlercesine inat, kaderinin oyuncağı olmamış binlercesi vardır. Hayata kafa atmakla kafa tutmak arasında bir yerde korkusuzca duranlar, ölümü kendilerine uzak görmezler. Çünkü yaşamı kendine zehir etmeden de ölümü cepte taşımak mümkündür.      Bütün mümkünlerin ötesinde zihnini ve kalbini dolduran şeylerden azade olamayan insan, kainatın ortasında ekvator çizgisi gibi durur. Durduğu yer ...

DÖNEMEÇ

   Çıkmaz sokaklarda değil,  geri dönüşsüz yollarda kalakalıyorum hep. Adım atacağımı zannederken gösterdiğim cesaret, korkumun esaretine dönüşüveriyor.      Varmakla ummak, aramakla bulmak arasında mekik dokuyorum. Geceye hasret susuşlarım, gündüze çalan boşluklarımın varyantları oluyor.      Soluksuz kalmamak için yavaşlıyor gibi görünsem de nefesimi kesen uğultuyu kimseye hissettirmiyorum.     İnsan, insanın ruhunda demleniyorsa şayet, ben hangi acımış çayları tadıyorum bilemiyorum.      Bulutların ağıtı olan yağmur tanelerini, eşsiz bir seremoni gibi dinleyenlere hayretle bakakalıyorum. 

FARKIN FARKINDA OLMAYA DAİR

  İzler bırakıyoruz geleceğe. Narin adımlarla taşınmıyoruz şimdinin siretine. Kendimizi köprü etmediğimiz çok az şey var elimizde. Çoğu zaman bizden habersiz inşa oluyor tüm bu bağlantılar.      İnsan, insandan gidemeyendir, diyorum karşımdaki surete.  'Hayır!, yanılıyorsun' diye itiraz ediliyor hep bir ağızdan, 'bizler çoğu zaman insanı saf dışı bırakan bir zaman diliminde sıkışıp kalıyoruz.' deniliyor. O vakit anlıyorum; arayışlarımızın dünya hakikatlerine sırt çevirdiği noktada dengeyi kaybetmenin eşiğinde kalakalıyoruz.         Bizi kendimize düşman, topluma dost kılan bu dayatma düzenin içinde varlığımızı tamamlayamıyoruz. İsmimizin defterden silindiğini ise çok geç fark ediyoruz.

SİLİK ÇİZGİ

   Kımıltısız bir susuşun ardına sığınmıştı yine. İnsan, insanın karanlığıdır, dedi, geceyi parlatan ay'a bakarak. Aslında insan, insanı, en çok anlaması gereken yerde, çaresiz bırakıyordu. Bir kötülük etmeden de bazen birine zarar verilebiliyordu.       Varlıkla yokluğun arasındaki o muğlak çizginin belirginleşmesi için vereceğimiz kararları dönüşümsüz bir surette demirlemeliydi. Gemiyi limana sağlam bağlayan çapa değildi sadece, sağlamlık; demirin neye tutunduğuna da bağlıydı. Bizler aslolanı gözden kaçırdığımızda esasen ipin ucunu da kaçırmış oluyorduk. Kaçırdığımız şey kaderimiz miydi hayallerimiz mi bunu gökyüzüne sormalıydık.Susmak gerektiği yerde susmalı, konuşmayı beyhude bir çabaya kurban etmemeliydik.

HIŞIRTIYI ÇIKARAN KİM?

        Sağanak endişeler birikiyor yine omzumda. Kaygıyı teslimiyete, sabrı duaya dönüştüremiyorum her zaman. Önümdeki yüksek dağlar gözümde büyümezken ayağımın dibindeki o belli belirsiz tümseklere batıp kalacakmışım gibi geliyor. Halbuki biri diğerinden daha aşılmaz değil, bu hayatta hiçbir yol diğerinden daha ulaşılabilir değil.          Zihnim kelamsız düşüncelere yuva olurken, bir hışırtı sesi işitsem kıyamet kopuverecek sanıyorum. Aslında biliyorum ki; herkes, kendi kıyametini de mucizesini de içinde taşıyor. Kendime bir teselli bulmazdan önce ruhuma kalkan edebileceğim bir sukunet yaratmam gerektiğini anlıyorum.

BİLİNDİK BİR ÇAĞRI

                 Sarhoşça bir dengede duruyorum bugünlerde. İhtimal ve imkanların devinip durduğu bir tahterevallinin üzerindeyim. Ağırlık hangi tarafa baskın habersizim. Kendine yol açabilen biri değilim. Kendine çizilmiş olanın üzerinden gidebilen bir ruhiyetteyim. Perperişan olmadığımı bilmekle birlikte kof bir keyfiyete talibim.             Birilerinin halimi anladığını da bilirim,bu yüzden kalbim bana ışık olanları perdelemez. İyinin ve doğrunun ne kadar yakınında durduğumu bilemem. Gayem bu hizaya yaklaşmaktan ibarettir.              İçimin bulanık sularını başkalarına ilhak etmem. Verebileceğimin en güzelini veremeyeceksem kimseye varlığımı gölge de etmem. Ne yara açarım ne tabip ararım. Kendi yaralarımı ise kendim sararak şifalanırım.                Günün aydınlığını gecenin karanlığına yeğ tutmam. Beni arayan ayışığı'nın izle...

İKİNDİ VAKTİ'M

           Nedendir bilinmez ikindi vakitlerini hep çok sevmişti. Kimseye ait değilmiş gibi duran bu zaman dilimini sanki kendisininmiş gibi hayali bir parselle sahipleniyordu. İnsanlar ya gündüze ya geceye aittir, diyordu, ona göre; aradaki vakitler diğerleri için ehemmiyetsizdi.         Uzun zamandır, kendini hiçbir mekana ait hissetmiyordu. Belki de bundan mütevellit; kimin kalbinin kimin yüreğine dergah olduğunu hep merak etmişti. Mekana dair bir aidiyet bile oluşturamadığından, bir başkasının gönlüne rahatlıkla konuşlanıverenlere hayret ederdi.         İnsan insanın yazgısıydı madem, insanı kaderine teyelleyen bu ip beni neden teğet geçti diye düşündü bir an. Lakin sandığı gibi yalnız değildi; nerede olursa olsun, kuşlar, ona ait olan kalp çarpıntısını kulağına fısıldıyorlardı.        Adam yalnız değildi. Gölgesini kendine emanet eden kadınla yürüyordu. Geçtiği her yerde bir iz bırak...