Bir gecenin yaprak kırıntısına tutundum yine. Ruhumun acı çektiği yerde konakladım. Misafiri olduğum yerlerde yerleşmeye zorlandım. İzlediği ve gizlediği her şeyin ardındadır tüm hikayeler. Ben acımın yeryüzünde demlendiği yerleri işgale koyuldum. Evler ve yollar insana çok şey öğretir lisanımda. Bu yüzden suretimi her gece başka bir limanda buldum. Tutunulabilecek tüm dalları gökyüzüne bağladım. Kanatları olmayan bir kuşun varışına yol buldum. Tüm zamanların ortasında filizlendi soluk ruhum. Ve ben yine -dönüp dolaşıp- gecenin kalbinde ritmimi buldum.
Şu evrende neden var kılındım bilmiyorum. Yangın yerine atılan bir bardak su gibiydim ben hep. Ne ateşi ne de kendimi serin kılmaya takatim yokken; ferahlık beklenen her yerde var oluyordum. Lakin varlığım mekanla suret bulmuyordu. Mekanın aidiyetine sadık, ruhunaysa uzaktım. Daim yurdum olacak olanaysa müptela bir hasretlik taşıyorum bağrımda. İçimden bir ses yüksek bir haykırışı ekort ediyordu sonra: "kapanmayan kapı ardı gibidir bazı yollar" , "işte, sen, bu yüzden var kılındın." Gitmek ve varmak aynı kapıya çıkmıyordu. Bu gerçeği giden de, kalan da, karşılayan da çok iyi biliyordu. Fakat yine de herkes kendi hikayesini tamamlamak zorundaydı. Kimi zaman insan bir başkasının yolculuğuna dahil oluyordu ama yol ayrımları varış noktasını değiştiriyordu. Nasıl ki; her ışık geceyi aydınlatamıyorsa insan da kendine makul bir rehber olamıyordu.
Tüm renklerim senin renklerinle boyandı. Sonra bulamadım başka bir ışık başka bir karanlık. Elimi yakan tutamadığım elleri gönlümde kucakladım. Sevgim ve hitabım yerine ulaşmadan kapı eşiğinde kaldı. Bu bir bekleyemeyişin ahdi oldu.