Bir gecenin yaprak kırıntısına tutundum yine. Ruhumun acı çektiği yerde konakladım. Misafiri olduğum yerlerde yerleşmeye zorlandım. İzlediği ve gizlediği her şeyin ardındadır tüm hikayeler. Ben acımın yeryüzünde demlendiği yerleri işgale koyuldum. Evler ve yollar insana çok şey öğretir lisanımda. Bu yüzden suretimi her gece başka bir limanda buldum. Tutunulabilecek tüm dalları gökyüzüne bağladım. Kanatları olmayan bir kuşun varışına yol buldum. Tüm zamanların ortasında filizlendi soluk ruhum. Ve ben yine -dönüp dolaşıp- gecenin kalbinde ritmimi buldum.
Tüm renklerim senin renklerinle boyandı. Sonra bulamadım başka bir ışık başka bir karanlık. Elimi yakan tutamadığım elleri gönlümde kucakladım. Sevgim ve hitabım yerine ulaşmadan kapı eşiğinde kaldı. Bu bir bekleyemeyişin ahdi oldu.
Düşünüyorum ve üzerinden ne kadar zaman geçti hatırlayamıyorum. Oysa herkes bilir ki; insan unutamayacağı bir çerçevenin içinde katmerlenmiş bir karedir. Ve buna rağmen bile ferasetim yokluğu-nu idrak etmeye yetmez. Göğsümde çınlar belli belirsiz bir saat. Akrep yelkovanı asla yakalayamaz. Diri tuttuğumu zannettiğim şeyleri kırık kanatlarımdan aşağı düşürmektir sanki marifetim. Öyleyse ve vaktiyle gördüklerim bir sanrı değilse 'ben hangi elin avucunun içinde uyumuşum?' sorusu zihnimi zonklatır? Neden fırtınasız gökyüzünde savrulup duran kuşlardan bir farkım olmadı, diye sorarım be defa. Ne bir dala yuvalabildim ne de kendi bucaksız yurdumda yer edinebilir diye kendime hayıflanırım. Durup bir es alırım ve oldum olası kendi sorularımın cevabını kendim verişimin yankısını sorgularım. Kendi gecemi aydınlatamazken kör bir ışıkla; 'İnsan, gecede kendini bulandır.' der bir ses. Bunu duyar, sarsılırım. Duyduğum ve d...